Get Adobe Flash player

Bayburt

Mevcut kaynaklara göre Bayburt şehrinin tarihi M.Ö.3000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Şehir Azziler tarafından kurulmuştur. M.Ö 770-665 yılları arasında Kimmer ve İskitlerin akınına uğramıştır, İskitlerin (Saka Türkleri) hakimiyetine giren Bayburt 2500 yıllık Türk şehridir. Daha sonra bölge sırasıyla Haldi’ler, Med’ler ve Pers’lerin hakimiyetine girmiştir.

M.Ö. 2. YY.dan itibaren Pontus Krallığına bağlı olan Bayburt M.Ö. 40 yıllarında Roma hakimiyetine girmiştir. Bir müddet Roma İmparatorluğu hakimiyetinde kalan şehir bu imparatorluğun ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma toprakları içinde kalmıştır. Bizans İmparatorluğu teşkilatına göre ülke, bugünkü eyaletlere benzer bir takım temalara ayrılmıştı Bayburt Haldia “tema”sına (eyaletine) bağlıydı ve bu eyaleti meydana getiren yedi piskoposluğun dördüncüsünü teşkil etmekteydi. İmparator Justinianus tarafından kalesinin tahkim ve tamir edildiği bilinen Bayburt, Arap fetihleri sırasında Bagrat sülalesinin hakimiyeti altında bulunmaktaydı. M.S.705 yılında Emevilerin eline geçen Bayburt 715 yılında Bizanslılar tarafından geri alınmıştır. 850 yıllarından soma Türklerle Bizanslılar arasında sürekli savaşlara sahne olan Bayburt ve yöresi Türk’lerin Anadolu da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Tuğrul Bey’in Anadolu seferi (1054) sırasında Bayburt, Çoruh nehri ve Karadeniz dağlarına (parhar) kadar uzanan sahalara akınlarda bulunan Selçuklu kuvvetlerinin hücumlarına maruz kaldı ise de fethedilemedi. Kesin Türk hakimiyeti Malazgirt Zaferi’nden sonra gerçekleşti. Şehir, 1072’den 1202’ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklular’ın bazen de Danışmendiler’in hakimiyetinde kaldı. Bir ara Trabzon İmparatoru I.Alexis Comnen’in kumandanı Theodore Gabras tarafından işgal edildiyse de kısa süre sema yeniden Danışmendliler hakimiyetine girdi (1098). Selçuklular 1202’de Saltuklu devletine son verince Bayburt’u da ele geçirdiler. Bayburt’un asıl gelişmesi, Süleyman Şahın kardeşi Erzurum Meliki Mugisüddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah (1202-1230) döneminde oldu. Tuğrul Şah Bayburt Kalesi’ni Trabzon İmparatorluğundan gelecek tehlikelere karşı yeniden inşa ve tahkim etti. L Alaaddin Kevkubad zamanında Moğollar’a karşı sınırlar kuvvetlendirilir ve yeni kaleler yaptırırken Bayburt,Erzurum ile birlikte Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi olan Konya’ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğulların Anadolu’yu istilası sırasında, şehir yapılan antlaşma gereği Selçuklu idaresinde kaldı. Bu durum 1291 ‘de burada Il. Gıyaseddin Mesud adına para basılmasından anlaşılmaktadır.

İlhanlılar devrinde Tebriz -Trabzon yolu üzerinde bulunması dolayısıyla daha da gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan’a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Hatta ilhanlılar buradan yüklü bir vergi geliri (21.300 dinar) temin ediyorlardı. Bu dönemde Diirül CeHil unvanı ile anılan ve iktisadi bakımdan canlılık kazanan şehir aynı zamanda küçük bir kültür merkezi durumundaydı. Burada Mahmudiye ve Yakudiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca Ahilik teşkilatı oldukça yayılmıştı. Son ilhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın ölümünden sonra (1334) Bayburt Eretnaoğulları’nın eline geçti. Eretnalılar döneminde zaman zaman Erzincan emirlerinin hücumlarına maruz kalan ve onlar tarafından zapt edilen şehir daha sonra Mutahharten in idaresine girdi. Fakat çok geçmeden Kadı Burhaneddin zamanında Akkoyunlu beylerinden Kutlu Beyoğlu Ahmet Bey’in yardımı ile alındı ve ardından Kadı Burhaneddin tarafından Ahmet Bey’e ikta edildi. Bir ara Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf tarafından zapt edildiyse de kısa bir zaman sonra Akkoyunlu Karayülük Osman Bey bu bölgeyi yeniden ele geçirdi ve şehri kardeşinin oğlu Kutlu Bey’e verdi. Bundan sonra uzun süre Akkoyunluların elinde kalan Bayburt ve yöresi 1501′ de Safeviler tarafından alındı. O sıralarda Trabzon sancak beyi olan Şahzede Selim bu bölgeye akınlarda bulundu (1507), tahta çıktıktan sonra da İran seferine giderken bir kısım kuvvetleri Bayburt üzerine gönderdi. Yanya sancak beyi Mustafa Bey ile Trabzon sancak beyi Bıyıklı Mehmed Bey (paşa) idaresindeki Osmanlı kuvvetleri, Sah İsmail’in emirlerinden Kara Maksud-i sultan’nın müdafaa ettiği Bayburt’u aldılar (Ekim 1514). Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmed Paşa’ya verildi ve bir sancak merkezi haline getirildi. Osmanlı idaresinde Bayburt doğu sınırına yakın bir kale şehir olarak stratejik önemini bir süre korudu. Kanuni’nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541′ de esaslı bir tamir gördü. 1553’te Şah Tahmasb’ın akınlarına maruz kalan şehir XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olaya şahit olmadı.

1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 19l6’da Ruslar tarafından işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında geniş ölçüde tahrip edildi. Osmanlılar zamanında bir sancak merkezi durumunda olan Bayburt fethedildikten hemen sonra Erzincan ile birlikte sancak statüsü kazanmıştır. Sancak Beyi daima Bayburt’ta otururdu. Sancak, Erzurum beylerbeyliği kurulana kadar zaman zaman Diyarbekir’e zaman zaman da Rum beylerbeyliğine bağlandı. lrakeyn seferi sırasında (1534) Kemah ve Bayburt Sancakları birleştirilerek Dulkadiroğulları’n dan Alaüddevle’nin torunu ve Şahruh’un oğlu Mehmed Han’a verildi. Sefer dönüşü Erzurum beylerbeyliği kurulup Mehmed Han’a verilince (1534) Bayburt ve Kemah sancakları da Paşa sancağı haline geldi. Erzurum o sırada harap bir halde bulunduğu için l548’e kadar buraya tayin edilen ilk beylerbeyi Bayburt’ta otururlardı. 1551’den sonra sancak statüsünü kaybeden Bayburt Erzurum’un bir kazası oldu. 1631 de yeniden adı geçen eyaletin livası haline geIdiyse de daha sonra yine bir kaza olarak Erzurum’a Bağlandı. 1878 Berlin antlaşması ile Kars ve Ardahan Ruslara verilince Çıldır sancağının merkezi oldu, fakat idari zorluk yüzünden sancak merkezi 1888’de tekrar Erzurum’a nakledildi 1516-1518’de Bayburt sancağı Bayburt, Kelkit, Sadak, Kovans, Tercan-ı Ulya, Tercan-ı Süfla nahiyelerinden meydana geliyordu. 1520-1530 döneminde sancağın sınırları genişledi. Bağlı kaza ve nahiye sayısı artırıldı. Bu sırada sancağa Şoğayn, Erzurum, İspir, Tekman, Yağmurdere de bağlı bulunuyordu. Ancak muhtemelen 1535 ten sonra Erzurum ve İspir’in ayrı sancak olması sınırların daralmasına yol açtı ve Bayburt, Kelkit, Kovans ve Tercan nahiyelerinden oluşan küçük bir sancak haline geldi. 1551 ‘den sonra kaza durumuna getirilince Kelkit, Kovans ve Yağmurdere nahiyeleri buraya bağlandı. 1927 ‘ye kadar Erzurum’a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane’ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinden itibaren 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu…

BAYBURT ADININ KAYNAĞI

Şehrin adı ve ne zaman kurulduğu hakkında ki bilgiler çok kesin değildir. Bu gün bilinen isminin Ortaçağ Ermeni kaynaklarında: Payberd, Bizans kaynaklarında; Payper, Baberd, Paypert. XIII. Yüzyıl sonlarında bu bölgeden geçen Marko Polo’nun seyhatnamesinde; Paipurth, Baiburt. Arap kaynaklarında; Babirt, II. Mesud adına 1291 ‘de basılan bir parada Baypırt. Akkoyunlu tarihinden bahseden çağdaş eserlerde Papirt şeklinde geçen kelimenin son hecesi Berd’in “yüksek kale” anlamına geldiği bilinmekteyse de ilk hecesine bir mana verilememektedir. 1647 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi Bayburt adının zengin manasına gelen “Bay” belde manasına gelen “yurt” gibi iki kelime ile izah eder. Osmanlı dönemine ait kaynaklar ise ismi bu günkü söylenişine uygun olarak Bayburt şeklinde kaydederler.

COĞRAFYA

Bayburt ili 40 derece 37 dakika Kuzey Enlemi ile 40 derece 45 dakika Doğu boylamı, 39 derece 52 dakika Güney enlemi ile 39 derece 37 dakika ban boylamları arasında yer alır. Doğusunda Erzurum. batısında Gümüşhane, kuzeyinde Trabzon ve Rize, güneyinde Erzincan illeri ile çevrili Anadolu’nun kuzey doğusunda Çoruh Nehri kenarında ve denizden 1550 m. yükseklikte kurulmuş 3652 km2 yüzölçümlü bir ildir.

A- YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

Bayburt ve çevresi yeryüzü şekilleri bakımından genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Birincisi; ‘Sahanın batı yarısını oluşturan Bayburt ovası. ikincisi ise akarsuların oluşturduğu vadiler ve üçüncüsünü de; yörenin etrafını çevreleyen ve doğu yarısında yer tutan dağlık alanlardır.

OYALAR : Yaklaşık olarak 900 km2 ‘yi bulan Bayburt ovası, esas itibariyle dört bölümden oluşmaktadır. Güneydoğu bölümünü oluşturan Keçevi düzü 1600­-1750 metreler arasında yer tutar, batı kesiminde yer alan Monnuş düzlüğü 1550-­1600 metreler arasındadır. Üçüncü bölümü oluşturan Aydıntepe ovası, kuzeyde yer alır. Bu ovanın yükseltisi 1450-1550 metreler arasındadır. Dördüncüsü ise, kuzeydoğuda, Değirmencik suyu ile Çoruh nehrinin birleştiği kesimde, Bayburt şehrinin kuzeyinde yer alan Düzeker ovasıdır. Yüzölçümü bakımından az olan bu ovanın uzunluğu 35 km, genişliği 10 km’yi geçmez, yükseltisi ise diğer üç ovadan az olup, 1400-1500 metreler arasındadır. Bu ova ve düzlüklerin kuzey ve güneyinde yer alan birikinti yelpazeleri üzerinde yerleşme merkezleri ve bilhassa köyler kurulmuştur.

DAĞLAR : Dağlık alanlar saha yüzölçümünün % 45’ini oluşturmaktadır. Bayburt Ovası’nın etrafında sahanın doğu yarısında dağlık alanlar yer almakta ve ovanın kuzeyinde ve güneyinde yüksek sıradağlar bulunmamaktadır. Güneyde yer alan dağların başlıcaları; batıdan doğuya doğru, Pulur (2300 m), Otlukbeli (2520 m), Saruhan (2400 m), Çoşan(2963 m), Kop (2600 m) ve Çavuş kıran (2850 m) dağlarıdır. Sahanın kuzey kesimindeki dağlar, batıdan doğuya doğru. Zülfe (2750 m), Kemer (2856m), Soğanlı (2750 m), Haldizen (3000 m), Kırklar (3350 m) dağlarıdır. Çoruh nehrinin çizmiş olduğu yayın orta bölümünde oluşan sahanın doğu kesiminde, nispeten yüksek tepeler (2250-250Om) yer almaktadır. Kaledere tepesi (2500 m), Ziyaret tepesi (2400 m) gibi

YAYLALAR : İlimiz, Coğrafi konumuyla, ülke genelinde fazlaca yaylaya sahip illerinden biridir. Yaylalarımız genel olarak Kop ve Soğanlı dağlarında bulunmaktadır, Bunlardan bazıları Aydıntepe, Akbulut, Cumavank Otlukbeli. Yazyurdu, Yoncalı. Tohnovi, çavdar, Somarova, Karakaya, Menge, Seydiyakup, Kavlatan, Akkoyun Solkan, Gümüşdamla, Yaylapınar, Üzengili, Kuşmer, Gökçedere, Dumlu, Günbuldu, Şur, Irmak, Eser, Çukur, Ardıçgöze, Armutlu, Göloba, Çençül ve Kop yaylaları.

AKARSULAR VE GÖLLER : İlimizin ve ülkemizin en önemli su kaynaklarından biri olan Çoruh nehri, kaynağını Mescit dağlarından 3239m. alarak il sınırlarına güney doğudan girmektedir. Nehrin oluşması esnasında Masat vadisinden gelen ana kaynak ile Kop dağlarının eteklerinden gelen kop suyu maden bucağında birleşir. İlimiz gölleri genelde krater gölleri olup, Soğanlı Dağları üzerinde yer almaktadır. Bunlardan bazıları Haldizen (Balıklı Göl), Göloba (Atlı Göl) v.s.

B-İKLİM

Bayburt’ta doğu Karadeniz iklimi ile doğu Anadolu iklimi arasında, karasal özellikleri ağır basan bir geçiş iklimi hüküm sürmektedir. Bu nedenle yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçmektedir. Ancak, gerek ortalama yüksekliğin azlığı, gerekse vadiler sisteminin oluşturduğu “Mikroklima” sayesinde Doğu Anadolu’ya göre iklim yumuşaktır. Yaz günleri genellikle Mayıs­-Eylül ayları arasında kendini göstermektedir. Bayburt’ta yağışlı günler 102, ortalama yağış 433,4 mm dir. En yüksek sıcaklık 36,2 C (20.07.1962) ve en düşük sıcaklık -26,2 C (29.l.l964), ortalama ısı ise 7,0 C derecedir.

C-BİTKİ ÖRTÜSÜ

Bitki örtüsü açısından çeşitlilik göstermesine rağmen, zengin değildir. İl arazisinin % 27si ekilebilir arazi, % 2’si çayır, % 3’ü Orman, % 49’u Mera ve yayla, % 19’u ise kayalık ve bozlardır.

ORMANLAR : Çok eski yıllarda çamlık olduğu bilinen bu yörede, bilinçsiz kesim, yangın ve teknolojik hareketler sonun da bu gün orman yok denecek kadar azdır. Çoruh vadisi bölümlerinde meşenin hakim olduğu dağınık ağaç toplulukları mevcuttur. Yer yer kızıl çam, ardıç, gürgen, yabani armut (ahlat) ve bodur dağ kavaklarına rastlanmaktadır. Su kaynakları boyunca kavak ve söğüt ağacı varlığı da önemli yer tutmaktadır. Son yıllarda ağaçlandırma çalışmalarına hız verilmiş olup, bu çalışmalara katkı sağlayan Bayburt Orman Fidanlık Müdürlüğü 1948 yılında Ağaçlandırma ve Fidanlık Şefliği, 1964 Yılından itibaren de fidanlık sahası genişletilerek “Orman Fidanlık Müdürlüğü” olarak faaliyetlerini devam ettirmektedir. 535.780 m2’lik fidanlık alanına sahip olan Müdürlükte üretilen ağaç çeşitleri: Çıplak köklü, tüplü ve tenekede sarıçam, Y. Karakavak, Y.Akasya, A.Akçaağaç, Dağ Akçaağaç’ı, İğde, Dişbudak, Kuşburnu, Meşe, Ceviz, S. Söğüt ve Huş türleridir.

AĞAÇLANDIRMA ÇALIŞMALARI : Bayburt Valiliğince 1995 Yılında projelendirilerek uygulamaya konulan Aslan dağı Vilayet Ormanı ağaçlandırma sahasında; 6921 hektar alan kamulaştırılarak 1996, 1997, 1998 yıllarında toplam .438 adet Sarıçam, Akasya, Aylantus,S.Söğüt, N.Söğüt, Süs ağacı, Akçaağaç, Y.Akasya türlerinde ağaçlar dikilmiş, halen 12.000 Hektarlık projenin çalışmaları devam etmektedir. Eski bir ormanlık olan alanın korumaya alınmasıyla bölgede çok fazla sayıda Kuşburnu ve Ardıç fidesi filizlemiştir.

1994 yılında Ağaçlandırma ve Erozyon kontrol Genel Müdürlüğünün birimi olarak kurulan Bayburt AGM Başmühendisliği tarafından 1998 yılında Erozyondan koruma olarak ağaçlandırmaya ayrılan Aslan dağı vilayet ormanındaki 100 hektar alanın tümüne 145.000 adet ağaç dikimi yapılmış, bunların 92.000 adeti Enso tipi tüplü Sarıçam, 20.000 adeti tüplü Sarıçam, 10.000 adeti çıplak köklü Sarıçam ve 23.000 adeti yapraklı (Y.Akasya-Akçaağaç) fidandır.

KüLTüR – TURiZM

Bayburt M.Ö.3000 yıllarına kadar uzanan bir yerleşim merkezidir. Tarihte daima mücadele edilen topraklar üzerinde bulunması nedeniyle her dönemde askeri ve kültürel açıdan önemli bir merkez olma özelliğini korumuştur. Bayburt’un Tarihi ipek yolu üzerinde yer alması Trabzon-Tebriz arasında seyahat edenlerin özellikle Venedik ve Ceneviz kervanlarının emniyetli konaklama ihtiyaçlarına cevap vermiş ve birçok banlı ve doğulu seyyahın uğrak yeri olmasını sağlamıştır. Bu seyyahlardan Xenophon, Marco Polo, W.Hof Meister, İbni BaUıta ve Evliya Çelebi; gezi notlarında Bayburt’tan bahsetmişler, kentin o günkü durumunu ve geçirdiği talihsizlikleri günümüze kadar ulaşmamışlardır. İlk çağlardan bu yana Bayburt ve çevresi mimari alanda pek çok etkinliklere sahne olmuş. Başta kale olmak üzere, camiiler, medreseler, hamamlar, bedestenler, hanlar, türbeler ve köprüler inşa edilerek halkın hizmetine sunulmuştur. Ancak bu eserlerin bir çoğu ilin geçirdiği istila ve tahribatlar sonucu günümüze kadar ulaşmamışlardır.

Tarihi ve kültürel eserleri yanında ilimiz; yayla, kış sporları, rafting ve diğer turizm aktiviteleri açısından ideal özellikler arz etmektedir. Şöyle ki; ülkemizde turizm açısından yeni alternatif bölge olarak görülen Karadeniz Bölgesinin, iç kesimlerinde yer alan İlimiz kıyı şeridinin bunaltıcı sıcak yaz aylarında tertemiz doğal çevresi, renk renk çiçeklerin açtığı, billur gibi suların aktığı yaylaları ile, planlama çalışmaları bitirilip yatırımların başlatıldığı Kop Dağı Kayak ve Kış Sporları Merkezi, doğal kayak pistleri ve geçici olarak kurulan baby liftlerle birer cazibe merkezi olma özelliklerini taşımaktadırlar.

Dünyanın Rafting ve kano sporları açısından sayılı merkezlerden biri olan Çoruh Nehri de, İlimize ayrı bir renk katmaktadır. Bayburt’un mahalli el sanatlarından olan İhram, Kilim ile bunlardan yapılan çeşitli turistik eşyalar ilimiz açısından ayrı bir değer taşımaktadır. İlde yıllardan beri yürütülen ata yadigarı “Cirit” oyunlarımız, Manda ve Boğa güreşleri ile zengin Folklorik değerlerimizden halk oyunlarımız birer ilgi odağıdır. İlki 1995 yılında başlatılan ve her yıl Temmuz ayının üçüncü haftasında düzenlenen “Bayburt Dede Korkut Kültür-Sanat Şöleni” turizm açısından ilimize büyük bir canlılık getirmekte ve kültürel ilişkilerin güçlenmesine vesile olmaktadır.

Yeni illerimizden biri olan Bayburt Karadeniz bölgesini Doğu Anadolu ‘ya bağlayan transit yol üzerinde bulunması nedeniyle dün olduğu gibi bu günde önemini devam ettirmekte olup, yakın bir gelecekte Türk Turizmi içersinde hakkı olan gerçek yerini alacaktır.

TARİHİ ESERLER

A-KALELER

l-BAYBURT KALESİ : Zigana ve kop dağlarından aşılarak ulaşılan Bayburt kalesi aynı zamanda Karadeniz’i Basra körfezine bağlayan ticaret yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu yolu izleyen her seyyahın uğradığı kalenin adı, önemi, ihtişamı ve günlük yaşayışıyla ilgili pek çok bilgi mevcuttur. Şehrin kuzeyinde yalçın kayalar üzerinde inşa edilmiş olan kalenin kimler tarafından yapıldığı kesinlikle bilinmemektedir. İlk yapının Ermenilere ait olduğu ileri sürülürse de, Bağrat sülalesi zamanında (885-1044) varlığından söz edilen Bayburt kalesinin çok daha önce miladın ilk yüz yıllarında mahalli prens ve krallıkların mücadelelerinde rol oynadığı anlaşılmaktadır. Kborenli Movses’den öğrenildiğine göre Bağratların geliştikleri devrede 1.asırda Bağrat’lı Piurad oğlu “Senbad” (Asbed) süvari başbuğu ve batı ordusu başkumandanı olarak atabeyliğini yaparak kurduğu hükümdar çocuklarını kendi müstahkem yerleri olan “Papert”yani Bayburt kalesine 58 yılında götürmüştür. Bundan da anlaşıldığı gibi Bayburt kalesinin 58 yıllarından önce kurulduğu ortaya çıkmaktadır. Kale Türklere geçmeden önce Roma, Ermeni, Bizans, Arap ve Kommenos hakimiyetinde kalmıştır. Zengin bir tarihe sahip olan Bayburt kalesinin bir çok defa onarım gördüğü duvarlarında görülen farklı inşaat ve tarihi kaynaklardan anlaşılmaktadır. Buna göre Selçuklu hükümdarı II.Kılıçarslan’ın oğlu ve Erzurum Meliki olan Tuğrul Şah (Ö.622/1225) özellikle Trabzon İmparatorluğu’ndan gelecek saldırılara karşı müstahkem bir mevki olan bu kaleyi adeta yeniden inşa ettirmiştir. Kale üzerinde bu yapımı belgeleyen 20 adet Arapça kitabe mevcuttur. Daha çok kapılarla şehre bakan cephelerdeki burçlarda yoğunlaşan kitabelerin 17.’ si Tuğrul Şah dönemi 1 adeti Kanuni dönemi diğer 2 adeti okunamamıştır. Bir müddet de Akkoyunlular’ın elinde kalan kale 1514 yılında Osmanlılar’a intikal ettikten sonra Kanuni Sultan Süleyman ve III. Murat Dönemlerinde de Büyük onarımlar görmüştür. 1647’de Bayburt’u ziyaret eden Evliya Çelebi kale içinde 300 evlik bir mahalle ile Ebü’l Feth camii’nin bulunduğunu yazmaktadır .Zaman zaman işgal ve tahribata uğrayan kale son olarak 1828 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Ruslar tarafından büyük çapta tahrip edilmiştir.

Ayrıca bu kaleye “Çinimaçin” kalesi de denmektedir. Kaleye bu ismin verilmesine sebep olan çini süslemelerdir. Bunların dış yüzeylerinde tezyinat olarak mor ve yeşil renkli firuze çiniler kullanılmıştır. Gerek savaşlar, gerekse tahribatlar yüzünden bugün bu çinilerden eser kalmamıştır.

Bayburt kalesi, Dede Korkut hikayelerinden “Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek Boyunu Beyan Eder” adını taşıyan hikaye de Beyrek (Bey Böyrek veya Bamsı Böyrek)’in fethedip ün kazanmak üzere yola çıktığı kaledir.

2-SARUHAN KALESİ : ilimiz merkezine 35 km. mesafede bulunan Saruhan köyündeki kalenin gözetleme amacıyla yapıldığı tahmin edilmektedir. Trabzon’da bulunan Pontus imparatoru Mithridates savunma amacı ile Gümüşhane-Bayburt- Kelkit ve Erzincan bölgelerinde 75 adet kale yaptırdığı tarihi kayıtlarda mevcuttur. Bu kalenin onlardan biri olduğu sanılmaktadır. Kalede tarihi aydınlatacak herhangi bir kitabe mevcut değildir.

Bu kalelerden başka, Saruhan kalesi gibi savunma ve gözetleme amacı ile kurulan ancak günümüzde, harabe durumda olan Demirözü ilçesine bağlı ve İlimiz Merkezine 40 km. mesafede Bayrampaşa köyünde bulunan Kale kalıntıları, yine ilimiz merkezine 42 km .mesafede bulunan Kitre köyü kale kalıntıları ve ilimiz merkezine 27 km. mesafede bulunan Çayıryolu (Sünür) köyü kale kalıntıları mevcuttur.

B-CAMİLER VE MESCİTLER

I- BAYBURT ULU CAMİİ : Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Gıyaseddin Mesut (1282-1298) zamanında yaptırıldığı kabul edilen caminin pek çok onarımlar gördüğü bilinmektedir. Son olarak 1967 yılında tümü ile ele alınıp ana plana uygun olarak yaptırılan caminin minaresi, mihrap önü kubbesine geçişi sağlayan mukamash tromplardan bir kaçı ve asıl ibadet alanına açılan iki kapı orijinal yapıdan kalınadır. Caminin kuzey doğusunda bulunan minaresinin kaidesinde geçirdiği son büyük onarımı belgeleyen 1850 tarihli kitabe bulunmaktadır kare kaideli minarenin sekiz yüzlü pabuçluğunda ve yuvarlak gövdesinde geometrik ve bitki motifli mozaik çiniler Anadolu Selçuklu çinilerinin ilginç özelliklerini sergiler. Ayrıca caminin son cemaat yerinde beş kitabe mevcut olup, bu kitabelerden mihrabın iki yanında yer alanlar Osmanlıca iki ferman metnidir ve kadıların ça- lışma düzeni ile ilgilidir. Mihrabın hemen üstündeki kitabe Arapça bir kümbet kitabesidir ve 619/1222 ta­rihlidir. Dışta duvar üzerindeki kitabe ise bir medrese kitabesidir, 1293/1820 tarihlidir. Son cemaat yerinin batı duvarındaki kitabe tam okunamamıştır.

2-PULUR (GÖKÇEDERE) FERAHŞAT BEY CAMİİ : Demirözü ilçesine bağlı Pulur (Gökçedere) kasabasında Akkoyunlulardan Korkmaz Beyin oğlu Ferahşat Bey tarafından 1517 M. (923 H.) yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Yapı Osmanlı mimarisindeki tek kubbeli cami tipindedir. İki renkli kesme taşlardan özenle yapılmış olan caminin dışarıdan değişik malzeme kullanımı açısından ilk dikkati çeken yerlerinden birisi tuğladan minaresidir. Ferahşat Bey yapılar topluluğunun cami, medrese, han, hamam, imaret ve konuk evinden oluştuğu bilinmektedir. Günümüzde han, imaret ve konuk evinden hiçbir iz kalmamış olup hamam ise harabe durumundadır.

3-SÜNÜR (ÇAYIRYOLU) KUTLU BEY CAMİİ : Akkoyunluların kurucusu Turali Beyoğlu Fahrettin Kutlu bey tarafından yaptırılan caminin, kapısı üzerindeki kitabeden M.1550 (H.957) yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Caminin minaresi ise M.1676 (H.I087)tarihli bir kitabeye sahiptir. 1548’de İran şahı Tahmasp ordusu ile bu bölgeye hücum ederek etrafı yağma ettikleri gibi rast geldikleri insanları öldürmüşler, bazı cami ve medreseleri yıkmışlardır. Bu arada Kutlu beyin camii’de tahrip edilmiştir. Bu hadiseyi anlatan kitabe, caminin kapısı üzerindedir. Cami ayrıca Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1550 yılında) onarım geçirmiştir.

4-YUKARI HINZEVEREK (ÇATALÇEŞME) CAMİİ : Demirözü ilçesi Çatalçeşme köyünde bulunan caminin üzerinde kitabe mevcut değildir. Ancak Pulur ve sünür’e yakın olması ve taşıdığı özellikleri itibariyle birbirine benzemesi caminin bir Akkoyunlu eseri olduğu kabul edilmektedir. Cami değişik zamanlarda onarım görmüştür.

5- YAKUTİYE (YENİ) CAMİİ : Bu cami Bayburt Cumhuriyet Caddesi üzerinde, eski Yakutiye Medresesinin bulunduğu alan üzerindedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Bayburt halkının yardımlaşması ile 1913-1915 yılları arasında yapılmıştır. Cami ve minaresi tamamen kesme taştan olup, işçiliği taş işleme sanatının güzel örneklerindendir.

6-ZAHİT EFENDİ CAMİİ : Merkez Zahit Mahallesinde bulunan cami 1514-1515 tarihleri arasında bugün aynı mahalleye ismi verilen Zahit Efendi tarafından yaptırılmıştır. Bir kaç kez onarım gören cami ve minaresi orijinal yapısını muhafaza etmektedir. Evliya Çelebi Bayburt u ziyaretinde bu camiden bahsetmiştir.

7-PULUR (GÖKÇEDERE) MEDRESESİ : Pulur Camii avlusunda bulunmakta olan ve L şeklinde tek katlı bir yapıdır. Ferahşat Bey tarafından yaptırıldığı sanılan Medrese daha sonra Akkoyunlu soyundan Süleyman Bey tarafından onartılmıştır. Medresenin 1517 yılında biti­rildiği sanılmaktadır. Medresenin girişlerinde Farsça beyitler mevcuttur.

8-BEDESTEN (TAŞHAN) : Bayburt Bedesteni Ulucami yakınında ve çarşı içerisindedir. Ne zamanyapıldığı belli değildir. Geçirdiği bir yangından sonra kitabeleri kaybolmuştur. Bugün depo olarak kullanılan bedesten üç bölümden meydana gelmektedir. Evliya ÇELEBİ XVII. yüzyıl başında Bayburt’u ziyaret ettiğinde bu bedestenden “gayet, süslü ve zarif diye bahsetmektedir.

C-TÜRBELER

l-DEDE KORKUT TÜRBESİ : İlimizin güney doğusunda merkeze bağlı 39 Km. mesafede ki Masat köyünün hemen çıkışında yapılış şekli ve mimarı tarzı ile çok eskilere uzanan ve halk arasında Ali baba diye geçen türbe Ali baba (Büyük Baba) anlamında kullanılan ve bütün Türk dünyasını yakından ilgilendiren, Dede Korkut ‘a ait olduğu söylenen türbedir. Türbenin üzerinde eski Türkçe 718 rakamı görülmektedir. Yapılış şekli ve kullanılan malzeme bakımından adı geçen kişiye ait olabilecek karakterdedir. Anıt türbe Orhan Şaik Gökyay’ın 1986 Basımı Dede Korkut Hikayeleri Kitabında resimli olarak yer almaktadır.

2-ŞEHİT OSMAN TÜRBELERİ: Şehrin batısında Şehit Osman Tepesinde bulunan her iki türbenin Saltukoğullarına ait olduğu şeklinde görüşler mevcuttur. Buna göre türbeler saltuk kumandanlarından Mengüç Gazİ’nin kardeşi Osman ve kız kardeşine aittir. Üzerlerinde bulunan kitabeler çok silik olduğu için okunamamaktadır Şehrin batısındaki kayalık tepeye adını veren bu türbeler, sarı taştan yapılmış olup taş işleme sanatımızın güzel örneklerindendir.

3-AHMEDİ ZENCANİ TÜRBESİ (KÜMBET) : Halk arasında “Kümbet” diye isimlendirilen bu yapı ilimiz Cumhuriyet İlkokulu karşısındadır. Yapının Ahilerden Ahmet-i Zencaniye ait olduğu bilinmektedir. Ahmet-i Zencani İlhanlı hükümdarı Olcaytu Hüdabende Han zamanında, Emir Mahmut tarafından yaptırılan Mahmudiye ve Celaleddin Hoca Yakut tarafından yaptırılan Yakutiye medreselerinde çalışmış, ilim ve kültür hareketlerinde şöhret bulmuş bir şahıstır. Yapının H.1200 tarihli onarım kitabesi vardır. Sekiz kenarlı bir poligon durumunda olan kümbetin içinde kare şeklinde bir mezar odası mevcut olup, çatısı piramit şeklinde yapılmıştır. Türbenin 1315­-1325 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.

4-SÜNÜR (ÇAYIRYOLU) KUTLU BEY TÜRBESİ : Akkoyunlu devletinin kurucularından Turali Beyoğlu Kutlu Bey’e ait olan bu türbe kendisi tarafından yaptırılan caminin 30 m doğusunda bulunmaktadır. Türbede kendisinin ve ailesinin mezarları bulunmaktadır. Türbenin özellikle Şah Tahmasp’ın bu bölgede yaptığı tahribatlar nedeni ile bir bölümünün yıkılması kitabelerinin tahrip oluşu sebebi ile yapılı_ tarihi hakkında bilgi mevcut değildir. Ancak Kutlu Bey’in 1389 yılında öldüğü bilindiğine göre türbenin bu yılda yapıldığı sanılmaktadır. Yine bu türbede bulunan bir başka kitabe 1659/1660 M.(H.I070) yılında onarım gördüğü sanılmaktadır.

5- YANBAKSI (GÜNEŞLi) KÜMBETİ : Halk arasında “Yanbaksı Kümbeti”adı ile anılan bu yapı, il Merkezi ile Demirözü ilçesi arasında bulunmaktadır.Yapının tarihini aydınlatacak bir kitabesi yoktur. Halk arasında bu kümbetin Otlukbeli savaşında şehit olan Seyyid Kasım adında bir kişiye ait olduğu söylenmektedir. Kümbetin Danişmentliler dönemine ait olabilecek karakter taşıdığı görülmektedir. Sekizgen bir taban üzerine oturmuş ve kesme sarı taşlardan inşa edilmiştir.

6-BEY BÖYREK (BAM Si BEYREK) TÜRBESİ : Bayburt’un 2 km. doğusunda bulunan Erenli köyünün batısında, şehirden bakıldığında görülen bir tepe üzerindeki yapı Dede Korkut Hikayelerinde geçen en önemli kişilerden biri olan Bey Böyrek’e aittir. Halk arasında ziyaret olarak da bilinen bu mezar ve somadan ilave edilen dikdörtgen şeklindeki bir taş binadan oluşmaktadır.

D- HAMAMLAR

1-ÇARŞI HAMAMI: İl merkezinde saat kulesi yakınında bulunmaktadır. Kadı Mahmut Çelebi vakfıdır. Bu hamamda diğer hamamlar gibi onarım görmüştür. Ancak diğer hamamlarda olduğu gibi bu hamamda da sıcaklık bölümü orijinal yapısını korumaktadır. Bayburt Hamamları Osmanlı devri hamam mimarisinde tatbik edilen iki tipin erken örneklerini vermektedir.

2-BENT HAMAMI : Bu hamam,Çorııh Nehri kıyısında Kalenin güneydoğu eteğindedir .Akkoyunlulardan Ferahşat Bey’in vakfı olan hamamın kesin yapım tarihi belli değildir. Eğer hamam Ferahşat Bey tarafından yaptırılmış ise XVI. yüzyılın ilk çeyreği içinde değerlendirilebilir. Dış yapısı değişen ve. onarılan hamamın iç mekanı asıl yapısını korumaktadır. (Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Bayburt’ta dört hamamdan bahsetmekte olup, bunlardan biri olan Ali Şingah (Şengül) hamam ı günümüzde mevcut olmayıp, yakın zamana kadar bir bölümü yıkılmış olan hamamın kalan kısımlarda yıktırılmıştır.)

3-PAŞAOĞULLARI ( KONDOLOTLAR ) HAMAMI : Tuzcuzade mahallesinde bulunan bu hamamın ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Birçok onarım geçirmiş olup, halen yanında bulunan cami ve çeşmeyle birlikte bir külliye şeklinde yapıldığı bilinmektedir.

MAĞARALAR

1-ÇİMAĞIL MAĞARASI : İlimiz merkezine yaklaşık 35 Km. uzaklıkta ki Aşağı Çimağıl köyünün Taşındibi Mahallesindedir. Mağaraya Taşındibi Mahallesinden sonra yaya olarak yaklaşık bir saatte ulaşılabilmektedir 600 metre uzunluğunda ve II bölümden oluşan Mağaranın tavan yüksekliği yer yer 30 Metreyi bulmaktadır. Mağarada küçük su birikintileri bulunmakta, Sarkıt-Dikitleri ve doğal yapısıyla gerçekten görülmeye değer manzara oluşturmaktadır. Özellikle bu konularla ilgilenenlere tavsiye edilecek niteliktedir.

2- HELVA KÖYÜ BUZ MAĞARASI : Masat vadisinin güneyinde Helva Köyünde yer almaktadır. İl merkezinden 33 Km. mesafede hemen köyün yamacında yer alan Mağaranın içinde Buzdan oluşmuş sarkıt ve dikitleri bulunmaktadır. Köy halkı tarafından değişik zamanlarda soğuk hava deposu olarak. kullanılmış olan mağara buz oluşumlarının değişik şekillerini yansıtmaktadır.

3- AYDINTEPE YER ALTI ŞEHRİ : Bayburt’un Aydıntepe ilçesinde yer alan kent, tüf içerisine, yüzeyden 2-2,5 metre derine başka yapı malzemesi kullanılmadan ana kayaya oyulmuş galeriler,tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır. Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2 ile 2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yanda genişlemektedir. (3×8 Metre) Kareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır Ayrıca gözetlerne mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin, galeri odaların aydınlatılması amacıyla duvarlara oyukların açıldığı gözlenmektedir. Halen kazı çalışmaları devam eden kent hakkında şu anda ileri sürülen iki görüş mevcut olup, bunlardan biri; bu kentin, bölgede daha önce sözü edilen Halde şehrine ait olduğu, Halde’nin de “Khalde”olduğu, eski ismi Hart (Aydıntepe) olan ilçenin isminin de “Halt”dan geldiği görüşü mevcuttur. Diğer görüşe göre; Hart’ta bu yer altı kentinden başka Geç Roma Erken Bizans devirleri arasında yer alan bir mezarın ortaya çıkarılması, Hıristiyanlığın henüz yerleşmediği bir devirde bu bölgenin bir sığınak teşkil ettiği, Romalılar tarafından koYUlan ilk Hıristiyanların bu bölgeye geldikleri ve sığındıkları, yer altı kentinin de bu Erken Hıristiyanlık dönemine ait olabileceğidir.

ŞELALELER

• SIRAKAYALAR ŞELALELERİ : Bayburt-Erzurum karayolunun 6 km. sinden ayrılarak 16 km. daha yol aldıktan sonra ulaşılan Sırakayalar Şelaleleri, İlimiz merkez Sırakayalar köyünün girişinde ve köy içinde olmak üzere iki tanedir. Yaz aylarında çevreleri mesire yeri olarak kullanılan her iki şelalede görülmeye değer doğal güzelliklere sahiptirler.

YAYLA VE KIŞ TURİZMİ

İlimiz Türkiye genelinde fazlaca yaylaya sahip illerinden biridir Özelikle yaylalarımız Kop ve Soğanlı dağlarında bulunmaktadır. Alt yapı problemleri bulunan Yaylalarımızın Turizme açılması yönünde çalışmalar devam etmektedir. İl özel idaresince Soğanlıda yapımı tamamlanan 20 yatak kapasiteli “YAYLA EV İ” bu yöndeki çalışmalara bir başlangıç teşkil etmektedir. Tamamen bakir olan yaylalar kaynak ve maden suları ile çadır ve karavan turizmi için ideal özellikler taşımaktadır. Bu yaylalardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Aydıntepe, Akbulut, Cumavak, Otlukbeli,Yaz yurdu, Yoncalı Tohnovi, Çavdar, Somarova, Karakaya, Menge, Seydiyakup, Kavlatan, Akkoyun, Solkarı, Gümüşdamla, Yaylapınar, Üzengili, Kuşmer, Gökçedere, Dumlu, Günbuldu, Şur, Innak, Eser, Çukur, Ardıçgöze, Armutlu, Göloba, Çençül ve Kop yaylaları gibi. Ayrıca, ilimiz yaylalarıyla ilgili olarak Bakanlar Kurulunun 7.02.1991 tarih ve 91/1514 sayılı kararı ile Kop Dağı “Turizm Merkezi” ilan edilmiş ve bu merkez üzerinde “Kop Dağı Kayak ve Kış Sporları Merkezi” planlama çalışmaları Turizm bakanlığınca yapılarak bitirilmiştir .Kop dağı Kayak ve Kış Sporları Merkezi Planında mevcut olan Kayak evinin bulunduğu alan ile günü birlik tesislerin bulunduğu alanların bir kısmı gerektiğinde yatırımcılara tahsis edilmek üzere İl Özel İdaresince kamulaştırılmış olup, yol, su gibi alt yapı çalışmaları tamamlanmış, merkezde yapılacak tesislere örnek teşkil edecek Kayak Evi inşaatı bitirilme aşamasına getirilmiştir. “Bayburt Kop Dağı Kayak ve Kış Sporlar Merkezi” Ülkemiz ve İlimiz açısından önem arz eden çalışmalardan birisidir. Tamamlanması İlimizin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine büyük katkı sağlayacağı gibi, ülkemiz yeni bir Kayak ve Kış Sporları Merkezine sahip olacaktır.

TARİHTE BAYBURT’TA YETİŞEN ÜNLÜ KİŞİLER

1- BAYBURTLU ZİHNİ : 1797 yılında Bayburt’ta dünyaya gelen şairin asıl adı “Mehmet Emin” dir, Bayburt, Erzurum ve Trabzon medreselerinde eğitim görmüş, Osmanlı Devletinin çeşitli kademelerinde devlet memuru olarak görev yapmış, 1858 yılında Bayburt’a gelirken Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Bahçekaya köyünde vefat etmiştir. Şairin Divan, Sergüzeşt name, Kitab-ı Hikaye-i Garibe gibi eserleri mevcuttur.

2- BAYBURTLU İRŞADİ BABA (Ağlar Baba) : 1880 yılında Bayburt’un Oruçbeyli köyünde dünyaya gelen. İrşadi Baba almış olduğu Arapça ve Farsça eğitiminin yanında tasavvufi yönden de kendisini çok iyi bir şekilde yetiştirmiştir. Dedesi büyük İrşadinin bitiremediği “Kısası Enbiya” (Peygamberler Tarihi) manzum eserini tamamlamıştır. 1958 yılında Oruçbeyli köyünde vefat etmiştir.

3- BAYBURTLU CELALİ : Asıl adı Ahmet olan Şair 1850 yılında Bayburt’un Ozansu köyünde dünyaya gelmiştir. İlk koşmalarını ümmi iken söylemiş, daha sonra Çayıryolu medresesinde eğitim görmüştür. Bir çok eseri mevcut olan şair 1915 yılında vefat etmiştir.

4- BAYBURTLU HİCRANİ : 1908 Yılında Bayburt’un Çamlıkoz köyünde dünyaya gelmiştir. Tasavvuf şiirlerinde daha başarılı olan şairin bütün edebi sanatlarda şiirleri vardır. 1970 yılında Bayburt’ta vefat etmiştir. İlimizde bu şairlerimizin yanı sıra çeşitli mesleklerde bir çok ünlü şahsiyet yetişmiştir.

5- BAYBURTLU YÜZBAŞI AGAH BEY (1888-1922)

6- ABDULLABAĞAZADE ZABİD EFENDİ (ZAHİT PEKİNDAĞ) (1866-1930) BELEDİYE BAŞKANI

7- ALEMDARZADE MEHMET TEVFİK EFENDİ (TEVFIK ÇORUH) (1882-1941) HUKUKCU -MÜFTÜ

8- MUHAMMED FAHREDDİN EFENDİ (1880-1961)

9- MAHMUT KEMAL Y ANBEĞ (1886-1967) EĞİTİMCİ

10- MEHMET TURAN (MAŞİİKBEYZADE) (1902-1931) EĞİTİRNCİ

11- ABDULLAH ENİS ERKOÇAK (1885-1952) TÜMGENERAL

12- RAŞİT GÜRGEN (1890-1951) TÜMGENERAL

13- MUSTAFA FİKRİ OĞUZ (1900-1956) TÜMGENERAL

14- HANEFİ ERGENEKON ( 1916-1981) KORGENERAL

15- HOCAZADE MEHMET EFENDİ (1887-1961) BELEDİYE BAŞKANI

GELENEK VE GÖRENEKLER

A- DÜĞÜNLER

1- KIZ iSTEME : Evlenme çağına gelen oğullarını evlendirmeye karar veren ailede, oğlanın annesi akrabalarından birkaç kişiyi de yanına alarak evlenme çağında kızı olan evlere veya tavsiye edilen kız evlerine giderek kızlarına bakarlar. Baktıkları kızlarda güzellik, güzel ahlak, el becerisi ve benzeri meziyetler ararlar. Özellikle kız bakmaya sabah erken gidilir, kızın tertip, düzenine ve çalışkanlığına bakılır. Kız beğenilirse ayrıca yakınlarıyla birkaç defa gidip baktıktan sonra istemeye gidilir. Oğlanın annesi ve yakınları kızı annesi ve yakınlarından isterler. Eğer kızın ailesi verme taraftarı değilse, kızımız küçük diyerek işi geçiştirirler. Kızı verme taraftarı iseler kızın annesi bir kaç gün müsaade isteyerek babasına ve büyüklerine soracağını belirtir. Oğlan tarafı bir kaç gün sonra tekrar giderek kızı ailesinden bir kez daha isterler. Kızın annesi “Allah yazmışsa ne diyelim “diyerek işi erkeklere bırakır. Bu durum kızın verildiğine işarettir. Oğlan tarafından bir grup erkek kızın babasını ziyarete giderek bir de kızı babasından isterler. Babası da kızı verecekse “Allah yazmışsa ne diyelim, her iki tarafa da hayırlı uğurlu olsun” der. Bunun üzerine kız istemeye giden erkekler kızın babasından pusula (kız için oğlan tarafından isteklerini belirten liste) isteyerek, kızın babasının yanından ayrılırlar. (Bu pusulaya aynı zamanda kesirde denir) Kız tarafı Altın, Mobilya, En (Elbiselik kumaş) ve varsa diğer isteklerde bulunur. Oğlan tarafı pusulayı fazla bulursa, istekler üzerinde anlaşmaya çalışılır, anlaşamazlarsa bu iş biter. Anlaşılır veya direk kabul edilirse, kahve içme günü tespit edilir. Kahve günü sabahı oğlan tarafı şeker, kolonya, lokum, sigara ve kahve gönderir. Kız tarafının tespit ettiği bir mahalle odasında kahve içmek için erkekler toplanır. (Buna aynı zamanda Tatlı kahve denir) Burada oğlan tarafının yaşlı temsilcileri kızı tekrar isterler, kız tarafı da verdiklerini belirttikten sonra kahve içilir. Şeker, lokum ikram edilir. Sonra bir tepsinin içinde oğlanın babasına veya ailenin büyüğüne tekrar bir kahve daha gelir. Oğlanın babası veya ailenin büyüğü kahveyi içtikten sonra ikram yapan gençlere verilmek üzere tepsiye bahşiş bırakır. Sonra topluluk huzurunda Kız ve Oğlan vekili hocanın yanına oturarak dini nikah yapılır. Dua edilir ve topluluk dağılır.

2- NİŞAN : Nişan günü tespit edildikten sonra oğlan tarafından bir kaç kişi kızı ve yanına bir yakınını da alarak çarşıya çıkarlar. Nişan için gerekli olan Malzemeler, nişan ve nikah kıyafetleri, hamam takımı, Ayakkabı, çanta, terlik ve kızın yakınlarına hediye v.s. alınır. Alınan bu eşyalara nişan selesi denir. Bu nişan selesi oğlan evinde serilir komşu ve yakınlara gösterildikten sonra kız evine gönderilir. Gelen sele kız evinde tekrar serilerek komşulara ve yakınlara gösterilir Nişan günü oğlan tarafı kız tarafına gider önce yemek yenir, sonra kızın yüzüğü ve takıları takılır eğlenilir ve topluluk dağılır.Kız tarafı oğlanın yakınlarına tatlılık olsun diye nişana gelenlerle bir tepsi baklava gönderirler. Nişandan sonra kız tarafı gelen nişan selesinin karşılığı olarak damat ve yakınlarına. hediye gönderirler. Buna, nişan selesinin geri dönmesi denir. Bir müddet sonra oğlan tarafı peştimbal hamamı yapar. Hamamda gelen davetlilere kız tarafından çörek, oğlan tarafından da meyve dağıtılır, eğlenilir ve oynanır.

Nişanlılık süresi içinde tespit edilen bir gün, kız evine nikah memuru götürülerek kız, oğlan ve her ikisinin şahitleri huzurunda sade bir törenle resmi nikah yapılır. Tatlı kahve ile düğün arasına eğer Ramazan rast gelirse: ramazanın on beşinci gecesi oğlan tarafından bir gurup, kız tarafına gider altın ve hediyeler götürür eğlenilir ve sahur yemeği yenilerek dönülür buna on beşi denir. Ramazan Bayramında altın hediye v.s. gönderilir. Kurban bayramında ise koç süslenir, koçun boynuna lira, bilezik veya beşlik takılır, diğer hediyelerle birlikte kız tarafına gönderilir.

3- DÜĞÜN : Düğün günü kararlaştırıldıktan sonra, kız ve bir yakını alınarak çarşıya çıkılır. Gelinlik, çeşitli kıyafetler, ayakkabı,terlik kızın annesine “süt hakkı” adı altında bir hediye ve ayrıca yakınlarına da değişik hediyeler alınır. Alınan bu eşyalar ayrıca çeşitli enler (Elbiselik kumaş), çerez, kına ve pusuladaki altınlar önce oğlan tarafında gösterilir, sonra sandığa konularak kız evine gönderilir. Kıza giden çerez küçük paketler halinde hazırlanarak kız evi tarafından sandığa bakmaya gelenlere dağıtılır. Düğünden 15 gün öncesinden başlayarak kız, yakınları tarafından yemeğe alınır ve bu yemeklerde çeşitli eğlenceler yapılır, buna “kınaya çıkarma” denir. Düğünden bir kaç gün önce kızın çeyizi yakınları ve arkadaşları tarafından yıkanır, ütülenir ve serilir. Sonra çeyiz yakınlara ve komşulara gösterilir, toplamada önce oğlan tarafının büyükleri, mahallenin muhtarı, hocası kız evine giderek bütün eşyaların fiyatlarını tespit ederek bir liste çıkarırlar,buna “çeyiz yazma” denir. Giden guruba şerbet ikram edilir. Yazılan çeyiz toplanır, sandığa yerleştirilir ve eşyalarla birlikte sandıkta oğlan evine götürülür (Sandık evden çıkarılmadan kız tarafında bir çocuk sandığın üzerine oturarak bahşiş alır.) Gelen çeyiz kız tarafından gelen hanımlarca kızın geleceği eve serilir, yerleştirilir.

Düğünden iki gün önce gelin hamamı yapılır. Hamamdan sonra gelin kız sağdıcının evine gider o gece sağdıcın evinde yatar, eğlenir oyunlar oynanır. Ertesi gün kızın evine gidilir ve o gece kız evinde baş örme (Kına gecesi) yapılır. Yemekler yenir, oyunlar oynanır, eğlenilir. Bu arada gelin içeriye girer yengelerden biri gelinin ayağına ayak eni serer, gelin ve sağdıçlar ellerinde mumlar, büyüklerle ve oğlan evinden gelenlerle görüşür ve kenara çıkar. Ayak eni toplanır baş sağdıca sağdıç eni asılır. Kaynana ve oğlan evinden bir kaç kişi geline para ve pul serperler, takılar takılır. Bitince takan kişi arkaya geçerek gelinin başını tutar ve kaynana baş parası verir. Oğlan tarafından gelenlerden, baş sağdıca el parası toplanır, oyunlar oynanır eğlenilir. Oğlan evi izin ister gider. Oğlan evinin genç kızlarından bir kaç tanesi kalır. Eğlenceye başlanır. Geç saatte gelin kızın eline, sağdıcı tarafından kına yakılır, kına yakımı sırasında gelinin ağlaması gelenektir. Türküler söylenerek özellikle gelin ağlatılır. Kına gecesi türkülerinden örnekler:

Atladım atladım çıktım eşiği

Kırılsın kırılsın kızlar beşiği

Kaldırın softadan kızın kaşığı

Sen anam, sen babam, kınam kutlu olsun

Hem orda, hem burda, dilim tatlı olsun

Yeşil kınam bakır tasta yoğrulsun

Benim elim ak mendile sarılsın

Güleç yüzüm, tatlı dilim sorulsun

Sen anam, sen babam, kınam kutlu olsun

Hem orda, hem burda, dilim tatlı olsun

Gelin arkadaşlar kınam ezilsin

Anam bacım başucuma dizilsin

İlk ayrılık gözürnden yaşlar süzülsün

Sen, anam, sen babam, kınam kutlu olsun

Hem orda, hem burda, dilim tatlı olsun

Diye devam eden türküler söylenir, oyunlar oynanır. Kız evinde kına gecesi olurken, oğlanın baş sağdıcının evinde de sağdıç gecesi yapılır. Sağdıç yemeği yenir, oyunlar oynanır, eğlenilir. Sabah namazından sonra hamama gidilir, hamam çıkışı yan sağdıcın evinde kahvaltı yapılır ve eve gelen berber, damadı ve sağdıçları tıraş eder. Tıraştan sonra kız tarafından gelen bohçadaki kıyafetler giyilir, düğün için hazırlanan yere sağdıçlar tarafından damat götürülür, düğün yemeği yenir, barlar oynanır ve eğlenilir.

Mahallenin ileri gelenleri, tanıdıklar ve akrabalar, gelini almak için arabalarla dünürcü giderler. Giden dünürcülere kız tarafında şerbet ikram edilir. Dünürcülerden gençlere şerbet parası toplanır. Kızı evinden çıkarırken kardeşi kapıyı tutar ve ona kapı parası verilir. Topluca Allahaısmarladık denir ve gelin arabaya bindirilir. Gelin eve girerken ayağının altına bardak konularak kırdırılır, yüzüne ayna tutulur, kolunun altına kuran verilir, başına damat tarafından para ve çerez serpilir.

Gelin içeri alındıktan sonra damat arkadaşları ve sağdıçlar tarafından davul zuma eşliğinde getirilir. Kapının önünde bir süre oynadıktan sonra damat içeri atılır, dışarıda kalan arkadaşlarına kız tarafından gelen kurabiyeler dağıtılır, daha sonra topluluk dağılır.

B- HALK OYUNLARI

Bayburt Folkloru, Türk folkloru içerisinde önemli bir yer oluşturur. Halk oyunları, türküleri, manileri, masalları ve efsaneleri ile gerçekten Türk insanının, ruh ve fikir yapısını kaderde, kıvançta, tasada bir olmanın, beraber olmanın en güzel örneklerini sergilerler. Bayburt yöresinde oynanan halk oyunlarına “BAR” denir. Bar sözcüğü genelde el birliği, gönül birliği ve beraberliğin oyun şeklinde­ki ifadesidir. Bar bir meydan oyunudur. El ele tutuşmuş, gönül gönüle vermiş yiğitlerin düğünde, bayramda, askere giderken kısaca her önemli günde hep aynı ruh coşkusu ile davul zurnanın eşliğinde topluca oynadıkları oyunlardır.

Bayburt halk oyunları bulunduğu coğrafi yapı itibariyle çok farklı bir yapı arz eder. Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesi arasında bir geçiş noktası olması nedeniyle tüm folklor değerlerinde olduğu gibi halk oyunlarında da değişik bir yapı oluşmuştur. Kimi kez Karadeniz oyunları gibi hareketli ve canlı, kimi kez Doğu Anadolu oyunları gibi ağır ve vakur oynanır.

Bayburt’ta oynanan halk oyunları genelde erkek ve kadınlar tarafından ayrı ayrı oynandığı gibi birlikte oynanan oyunları da mevcuttur. Özellikle şehir merkezindeki düğünlerde, kapalı yerlerde oynanan oyunlarda, halk arasında “İnce Çalgı” diye tabir edilen Keman, Ot, Klarnet ve Def gibi çalgılarla da oyunlar oynanmaktadır.

BAYBURT ERKEK BARLARINDAN BAZILARI

•Baş bar (1.bar)
•Sallanma
•Baytar barı
•Mero (Şevvali)
•Aşurma barı barı
•Saç bağı (Ey güldalı)
•Cantemür(Temur ağa)
•Sarhoş barı
•• Hançer barı
•Sarı kız
•Hoş bilezik
•Sekme barı
•Köstek barı
•5ıksaray
•Kotan barı
•Şillo
•Kut kut barı
•Sürütme
•Lazutlar
•Tavuk barı
•Mehmet Turan barı
•Ters ayak
•Mektebin bacaları
•Tiliko
•Tillara
•Veysel barı(Dört ayak)
•Yılan inceden
•0mudun barı
•II.bar
•Kuşbumu pirlenirmi
•Papuri
•Deli kız
•Hoynarı
•Dello
•Daldalar
•Serçe
BAYBURT KADIN BARLARINDAN BAZILARI

•Yılan inceden öter
•Saç bağı
•Kuşbumunun kurusu
•Kuşbumu pirlenirli
•Veysel barı
•Serçe
•Koçları vurdum dereye
•Tiliko
•Şillo
•Hanım barı(Dur yerinde)
•Deli kız
•Gelin gel bara
•Lazutlar
BAYBURT TÜRKÜLERİ

•Alçuha mavi çuha
•Gül koydum gül tasına
•Arpalar orak oldu
•Kara basma İz olur
•Aydoğar ayİstandan
•Karanfil eker misin
•Baba ben dervişmiyem
•Karşı ki tarlada herg eden oğlan
•Bacadan aşıyor ayvanındalı
•Köprünün altı diken(Zöhrem)
•Bayburt’un ince yolunda
•Mendilimde oya var
•Sal1andım girdim bağa
•Sarı kavun dilimi
•Bayburt dağlarında tabakam kaldı
•Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş
•Söyleyin Bayburt’un vasfı halini
•Ördeği ipek ile bağlamışam
•Bebeğin beşiği çamdan
•Kavurma koydum tasa
•Bugün günlerden cumadır Cuma
•Ben feleği gördüm taştan inerken
•Güzel vasfeyleyim halleri senin
•Çimenli bahçede bulgur eliyor
•Dur yerinde hanım dur yerinde
•Düğürcüler geldiler güzelim
•Bugün bizde düğün var
•Zay oldum geze geze
•Can maral can
•Yörene bak yörene
•Deli kız sının geliyor
•Kop dağı oldu duman
•Can temür ağa
•Ey gül dalı gül dalı
•Tiliko
•Mero
•Giydim çarıklarımı
•Yılan inceden öter
•Giderim yolum dağdır
•Herg eden oğlan
EFSANELER

Yurdumuzun her köşesinde olduğu gibi, Bayburt’ta da yüzyıllardan beri dilden dile söylenerek gelen efsaneler mevcuttur. Bu efsaneler de diğer tüm efsanelerde olduğu, gibi insanları hep doğruluğa, güzelliğe ve iyiIiğe yöneltirler. Bayburt’ta dilden dile dolaşan

1- Dikmetaş 2- Guggı 3- Ejderha 4-Kaybolan nehir gibi efsaneler mevcuttur.

1 EJDERHA EFSANESİ : Doğu Anadolu’yu kuzeye bağlayan en önemli yol Erzurum-Trabzon transit yoludur. Kış aylarındaki kar fırtınaları ile tanınan Kop ve Zigana geçitleri gibi zorlu tepelerden geçen bu yol ayrıca tabii güzellikleriyle de dikkati çekmektedir. Yol üzerinde ki sakin yerleşme merkezleri gelip geçenlerin hafızalarında unutamayacak izler bırakacak yurt köşeleridir.

Bayburt’u Gümüşhane’ye bağlayan yolun 18.Km.’sinde, sağ taraf da bir dağın eteğinde kurulmuş Nişantaşı (Osluk) köyü vardır. Köyün eteğinde kurulduğu dağın üzerinde, yılan şeklinde ve kıvrıla kıvrıla köyün üzerine doğru gelen bir taş yığını vardır. İskelet de diyebileceğimiz şekil şaşılacak derecede bir yılana benzemektedir. Köyün içerinsin de son bulan baş kısmı tam bir yılan başını andırmaktadır. Boyu ise yüz metre kadardır.

Bu yılan-Ejderha üzerine muhtelif efsaneler anlatılmaktadır. Bunlardan bir iki tanesini sunuyoruz: Halk ejderha dediği büyük bir yılanın köye gelmekte olduğunu görür evlerini terk edip kaçmaya başlarlar. Yaşlı olduğu için fazla uzaklara gidemeyen bir kadın çaresizlik içinde bir yere çömelir. İhtiyar kadın bu­rada ejderhanın gelip kendisini yemesini beklemeye başlar. Diğer taraftan da Allah’a dua eder, şöylece yalvarır: “Allah’ım, ya beni taş kes, ya onu” İhtiyar kadının duaları kabul olur ve ejderha gelebildiği son noktada taş kesilir.

Benzer bir anlatmada ise; yaşlı kadının yerini hamile bir kadın alır. O da dua eder, dualarının kabul olması ile ejderha taş kesilir.

Bahsedilen ejderha şekli halen bütün heybetiyle köyün üzerinde durmakta­dır. Yalnız önceleri samanlık olarak kullanılan ağız boşluğu ve çene kısımları kırılarak taş temini amacıyla tahrip edilmiştir. Bayburt-Trabzon istikametinde seyreden yolcular dikkatli bakarlarsa anayoldan bu ejderha

2- DİKMETAŞ EFSANESİ : Bayburt’tan 20 km. uzaklıkta bulunan Değirmencik köyü yol güzergahında Buğdaylı yol ayrımı üzerinde, hemen Çoruh nehrinin yanında ilk bakışta bir ot yığınını andıran ve dikme taş adı verilen bir taş yığını vardır. Rivayete göre bu taş yığını, önceden bir ot yığını imiş, otlar zengin bir Keşişe aitmiş, çok şiddetli geçen bir kış mevsiminde kışın uzun sürmesi çevre köy çiftçilerini zor bir duruma düşürmüş. Çiftçilerden birisi hayvanlarını kurtarmak için, bu keşişten ot istemiş keşiş önce vermek istememişse de sonra ot isteyen çiftçinin güzel kızına yı görebilirle karşılık ot verebileceğini söylemiş.

Çiftçi kızına; birkaç bağa karşılık kendisini almak isteyen keşişin teklifini bildirmiş. Fakat gece sabaha kadar ağlayıp keşişe beddua etmiş, türküsünde şöyle demiş:r.

•Estir kaba yel estir
•Bugün dağlara destur
•Gavurun yığınını
•Sabahınan daş kestür.
Gerçekten o sabah bir mucize olmuş, güneyden bir kaba yel esmiş, bütün çevreyi sarsmış, karlar erimiş ve otlar meydana çıkmış. Keşişin ot yığını ise bir taş yığını haline gelmiş. Efsanede adı geçen taş yığını halen varlığını muhafaza etmektedir.

BAYBURT ATASÖZLERİ :

•Açığı it yer, sahipsizi kurt yer
•Anası ne ki, danası ne ola .
•At beslenende, Kuş seslenende, Kız istenende güzeldir
•Bilinmeyen aş, ya karın ağrıtır, ya baş
•Çok çalışanın hakkı yaban tezeğidir
•Çocuk kundakta, gelin duvakta belli olur
•El eli yur, elde döner yüzü yur
•El’ deki yara, duvardaki deliktir
•Er’in seni sağ sever, komşun seni tok sever
•Ev’ den yetme oldu mu, danalıktan sığıra mal almazlar
•Deliye el ver, eline bel ver
•Kalın incelene kadar, incenin canı çıkar
•Koç’luk kuru, kom önünde belli olur
•Kurt gitti yazıya, meydan kaldı cıngıllı tazıya
•Saç sefadan, tır
•Sürü ters dönmüş, aksak önde gider
•Tandır sıcak iken ekmek tutar
•Tarlayı taşlı yerden, kızı kardeşli yerden alasın
•Yağmur yağdı, yarıklar kapandı
•Yaza çıkardım danayı, beğenmez oldu anayı
BAYBURT DEYİMLERİ :

•Ana akşam oldu fennosu yak (Ana akşam oldu gaz lambasını yak)
•Aç karın, yüksek nalın, salın ha salın
•Ana bir kavut çorbası büşürde, hereklenek (Kavut: kavrulmuş buğday unu Ana bir çorba pişir de ısınalım )
•Anam olsun, ağzı olmasın, babam olsun eve gelmesin
•Bulduğu gün godunan bulamadığı gün avucunan
•Cahalınan sohbet edeceğine, sırganınan tehret et
•Çalıya gittim neyim arttı, çalı Çar’ ımı yırttı (Çar:Kadınların başlarına örttükleri bez örtü)
•Evinde pişmez bulgur aşı, kendi gezer bölük başı
•Ezen molla evine,tezen molla evine, danayı büğelek almış, oda molla evine
•Gada bu gün şehre getme yollar çelpeşük ( Ağabeyi bu gün şehre gitme yollar çamurlu)
•Kırk değinnende bir got arpası yok,nöbet için baş yarirGod :Tahıl ölçü aracı, Nöbet: Değinnende sıra)
•Kız nişanlı, gelin iki canlı, kocakarının hali belli
•Kurdun payı kuşunan, kuşuilki çalı dibi
•Oğlan yedi oyuna, çoban yedi koyurıa
•Tavuk kakar böçügü,kalkar öğrenir cücügü(Böcüg:Böcek Cücüg: civciv )
•Tec’inden ne hayır gördük ki, galadak’ından ne hayır görek (Tec:Harmanda temizlenmiş mahsül, Galadak:Harman altındaki kısım.)
•Toydur düğündür, o da bigündür.
BAYBURT DUALARI :

•Allah birini bin etsin
•Allah sevdiklerine bağışlasın.
•Allah muradını versin.
•Allah agibetini heyır etsin.
•Allah dizine dagat versin.
•Allah acılı gün göstermesin
•Allah gönlüne göre versin
•Allah her tutuğunu altın ede
•Allah ömrümden kessin ömrüne versin
•Allah seni efendimizin şefahat’ından mahrum koymaya
•Allah seni elden ayağa bırakmaya
•Allah seni Fadime anamıza komşu ede
•Allah seni hac’a nasip etsin
•Allah seni hiç bir yerde bunaltmaya
•Allah seni nur gölünde yatırsın
•Alimlerle otura kalkasın
•Allah yüzünü kara çıkarmasın
•Ayağın taşa dokunmasın
•Bir ata, bin tutasın
•Cennet hatunu olasan
•Evine dert girmesin
•Toprak ata, altun tutasan
•Torunların torununu sevesin
•Ab-u kevserden içesen
•Analı babalı büyüyesen
•Cennet mekanın olsun
BAYBURT BEDDUALARI (GARGIŞ) :

•Akşamlar üstehen kara gele
•Allahın ateşi karnahan dola
•Allah kökünü kuruta
•Allah sana uyuz vere, kaşınacak tırnak vermeye
•Ayakların kırıla kud olasan_
•Bemurat tahtasına uzanasan
•Benden sonra gün görüp sefa sürmeyesen
•Bir solukluk olasan
•Ekmek atlı, sen yaya olasan
•Elin ayağın kırılada yanahan uzana
•Gezen dert karnahan dolsun
•Gidişin olada, dönüşün olmaya
•Gözlerine betire aha
•İtinen alamete, kurd’unan kıyamete kalasın
•O boydan yukarı çıkmayasan
•Ocağın bata, kapın kitlene
•Ölmeye, itmeye, sürünesen
•Seni çor tuta
•Seni gorbagor olasan
•Seni karayola gidesen
•Suratahan baba çıka
•Suya sabuna dokunmadan gidesin
•Tandur başlarında kalasan (bakacak kimsen olmaya,başkalarına muhtaç olasan) -Yazın ayrana, kışın yorgana muhtaç o lasın
•Allah seni bemirat tahtasına uzada.
•Seni nediyim, ne olsan
BAYBURT BİLMECELERİ :

•El keser,elim keser, su vurdukça kan keser (Kına)
•Keser sapı, kel kitabı, beş dalı var, beş çiçeği (Kol, El, Parmak, Tırnak)
•Vakti gelmiş ermişler, sararmış, solmuşlar (Buğday)
•Babam baştan yukarı, kalem kaştan yukarı, kuşlardan bir kuş vardır; dizi baştan yukarı (Çekirge)
•Baldan tatlı, zehirden acı (Dil)
•İnim inim inler, cümle alem dinler (Davul )
•Kara koyun, kuyruğu uzun, yazın gider, kışın gelir (Soba)
•Karşıda ay doğdu, gölgesi adam boğdu, anası kız iken kızından uşak doğdu(Patates)
•Oy ulu dağlar, ulu dağlar. Kürk üstünde kürk bağlar. Ne alan ağlar ne satan. Başını kesen ağlar (Soğan)

BAYBURT MANİ ÖRNEKLERİ :

•Kahve döktüm kuruna
•EI vurmayın durula
•Yarime yar diyeni
•Sol göğsünden vurula
•Suya bulgur ezerim
•Hem ezer, hem süzerim
•Ben yarimin derdinden
•Deli olmuş gezerim
•Çocuk ola gezeydim
•O yarin kucağında
•Bahçede ceviz dalı
•Altında ipek halı
•Benim yarimi sorsan
•Süzülmüş oğul balı
BAYBURT’TA KULLANILAN BAZI MAHALLİ SÖZCÜKLER DEN ÖRNEKLER :

•Aba : Ana-Anne
•Ağartı : Süt, yoğurt gibi maddelerin genel adı
•Ağırşak : Teşinin üstündeki yuvarlak parça
•Ahan : İşte
•Anık : Yeterince mayalanmamış ekmek hamuru
•Bedura : Su kabı, kova
•Bibi : Hala
•Bıldır : Geçen yıl
•Cameş : Manda
•Cılcıbıl : Çıplak
•Cıcık : Güzel
•Cırnak : Kuşların ayak parmak ucu
•Cücük : Küçük yavru civciv
•Çar : Bir tür bez çarşaf
•Çit : Kadın baş örtüsü
•Dadağ : Yemek
•Damcı : Damla
•Debbe : Bakır su kabı
•Eğiş : Demir, tandır karıştırıcı
•Eşgere : Açık,alenen
•Eze : Teyze
•Hereklemek: Bir şeyi tandırda veya güneş altında kurumaya bırakmak
•Hetircek : Tandırın üzerine yemek pişirrnek için konan demirden araç
•Kahan : Çapa yapma, tarlayı yabancı otlardan temizleme
•Kelem : Lahana
•Kom : Küçük baş hayvan ahırı
•Lüle : Musluk
•Lengel : Geniş yayvan bakır kap
•Pahar : Çeşme
•Piliçüklü : Havuç
•Merek : Samanlık
•Şaplak : Tokat
•Şor : Tuzlu
•Şurt : Tandırın kenarı
•Tecir : Üzerine kab,kaçak dizmeye yarayan yer
•Teşi : Yün eğirrneye yarayan araç
•Tegek : Alışkanlık, ahlak, karakter
•Tump : Tarlaların kenarındaki yükselti
•Yıcı : Çok fazla
•Yoşa : Kırmızı toprak, duvarların alt kısmına sürülür
•Yuha : Sığ derin olmayan
BAYBURT’TA YEREL SEYİRLİK EĞLENCE TÜRÜ OYUNLAR :

Yurdumuzun her yöresinde olduğu gibi, Bayburt’ta da o yöre insanla­rının fikir ruh ve mizahi açıdan zekasını ortaya koyan bir çok oyun vardır. Oynanan oyunlar, belli bir yaş gurubunca oynanır ve o guruba hitap eder. Bayburt’ta oynanan seyirlik ve eğlencelik türü oyunlar üç ana bölümde incelenebilir :

1- Çocuk oyunları 2- Kadın oyunları 3-Erkek oyunları

Şimdide bu oyunlar hakkında kısa bilgiler verelim.

1- .Çocuk Oyunları : Çocuk oyunları mahalle veya köyün boş bir sahasında oynanır. Genelde oyunları tümünde “ebe” diye tabir edilen ve oyunu yöneten bir çocuk bulunur. Ebe oyunun ceza ve ödüllenmesi ve akışını yönlendirir, ebe oyundan oyuna değişebilir. Yörede oynanan çocuk oyunlarından bazıları şunlardır.

•Alda vur,
•Arabir,
•Aşuh oyunları,
•Kırdı-kırdı,
•Tugara gördüm,
•Konç,
•Lep,
•Bilye oyunları,
•Emen,
•Gubbe,
•Haray,
•Deveci v.b.
Tugara gördüm : Oyuncu sayısı en az sekiz olmalıdır. Oyuncular iki gruba ayrılır. Oyun daha ziyade Ramazan gecelerinde oynanır. Oyuncuların haricinde bir de hakem vardır. Oyuncu grupları arasında yazı tura atılarak ebe grup seçilir. Hakem ebe grupla kalır. Burası emendir. Diğer grup kaçarak saklanır. Bir müddet sonra hakem”azed ederim” diye bağırır, ebe grup saklanan arkadaşlarını aramaya koyulurlar.

Hakem ebelerin bulundukları yeri saklanan arkadaşlarına yüksek sesle bildirir. Mesela “cami önündeyiz, falan sokağa giriyoruz”v.s. gibi. Ebe grup, gizlenen arkadaşlarından birini görürse “Tuğara gördüm Gördüm” der emene doğru koşar. Görülen oyuncu yanmış olur. Saklanan oyuncular ebelere görünmeden sırtlarına atlamaya çalışırlar. Ebeyi yakaladıklarında emene kadar binerler. Şayet ebeler saklanmış olan arkadaşlarından önce emene koşarlarsa diğer çoğunluğa bakılır. Çoğunluk ebelerde ise, ebe grubu değişir, diğer grup ebe olur, oyun tekrarlanır.

Aşuh (Aşık) oyunları : Tarihi çok eski bir çocuk oyunu olan ve günümüzde artık çocukların pek oynamadığı aşuk’tan bahsetmenin kültür değerlerimiz açısından önemli olduğuna inanıyoruz, şöyle ki oyunda geçen bir takım deyimler Kaşgarlı Mahmud’un 1068–1072 yılları arasında yazdığı bilinen Divan ü lügat-it Türk’te geçmektedir.

Koyun, keçi, oğlak ve küçük danaların ayaklarından çıkan aşıklar, çocuklar için birer oyun aracıdır. Aşıklar genelde boya ile boyanır, sağa ların belleri bakır telle sarılır ve ortaları delinerek ağır olması için kurşun akıtılır. “Sağa” tabir edilen ağır ve büyük aşıklar oyuncunun elindeki seçilmiş aşıktır, her oyuncunun bir sağa’sı vardır.

Sokakta veya evlerin damlarında oynanan, aşuk oyunlarını sadece erkek çocuklar oynar.Aşukların yüzleri çig, şeg, tög, mire, alçı gibi isimler alırlar. Bir daire içerisine dizilen aşıklar bir kaç metre uzaktan sağalarla atılarak daireden dışarıya çıkarılmaya çalışılır, bu oyuna “çızı oyunu” denir. Çizgi dışına çıkarılan her aşuk, çıkaran oyuncuya ait olur. Aşuk çıkaramayan oyuncu, oyunu rakibine bırakır, böylece aşukların tamamı daire dışına çıkıncaya kadar oyun devam eder: Aşukları biten çocuğa “Uduzdu” denir. Bu oyundan başka “Mire” diye tabir edilen birbaşka oyun şeklinde ise ortaya oynayan oyuncu sayısı kadar aşuk dizilir. Dizilen bu aşuk kümesine bir kaç metreden sağa denilen aşukla şeğleme yapılır. Aşuk “mire” gelirse kümenin olduğu yerden bunu vurmak için diğer oyuncular sağalarını atarlar,vuran çocuk diğerlerden birer aşuk alır mire gelen sağa vurulamazsa sahibi diğer oyunculardan birer aşuk alır. Şeglenen aşuk mire gelmezse diğer oyuncularda küme etrafında aşuklarını şeglerler sonra bir çocuk tarafından aşık kümesine sağa İle atış yapılır küme dağılırsa sağanın yüzlerine uyan aşuklar, oluşuncaya kadar vurulur. Sonra tekrar küme kurulur kazanan oyuncu arkadaşlarından birer aşuk alır oyun böyle devam eder.

Kadın oyunları : Kadınların özellikle genç kızlarımızın kendi aralarında oynadıkları bu oyunlar önemli günlerde sergilenir. Oyunlar genel olarak kuralları ve kültür öğelerinin ışığı altında oynanır. Genç kızların ve kadınların sundukları oyunları yaşlılar izleyici olarak takip ederler. Kına gecelerinde oynanan oyunlar genellikle damat tarafından gelen ve “Yenge” tabir edilen kişilere yönelik olarak düzenlenir ve yengeler tarafından oyun düzenleyenlere bahşişler verilir. Ayrıca Bayburt’ta insanları bir araya getiren önemli günlerin bazılarında “herfene” deyi tabir edilen bir buluşma şekli vardır. Mesela genç kızlar herhangi bir günde kendi aralarında anlaşmak suretiyle herkes kendisine uygun hazırladığı yiyecekleri getirerek eğlence düzenlenir. Bu günkü bayanların kendi aralarında “gün” diye ifade etdikleri olay Bayburt’ta yıllardan beri eski bir Türk geleneği olarak “Herfene” adı altında devam etmektedir. Bazı kadın oyunları:

•Yüzük bulma,
•Mendil kaybetme
•Nesi var,
•İs,
Erkek oyunları : Erkek oyunları da diğer oyunlar gibi belirli kaideler içerisinde oynanır. Genellikle önemli günlerde mahalle veya köyde bir araya gelen gençler eğlenmek, hoş vakit geçirmek amacı ile oyunlarını sergilerler. Erkek oyunlarında oyunlar oynanırken “ebe” veya “delikanlı başı” oyunları yönetir ve yönlendirir. Oyun alanında bulunan herkes oyuna katılır ve oyun sonunda verilen cezaya kimse itiraz etmez. Eğer verilen ceza ağır ise delikanlı başı veya orada bulunan en yaşlı kişinin hakemliğinde ceza hafifletilebilir. Gençlerin oyunlarına örnek verecek olursak,

•Herkes benim gibi olsun,
•Dişçi,
•Kabak.
•Berber,
•Vız­dız,
•Sivdi-sivdi
•Karalı,
•Bezir çıkarması,
•Minder altı,
•Kalaycı ve körüğü v.b.
Herkes benim gibi olsun : Bayburt’ta sağdıç gecelerin güzel oyunlarından biridir. İzin alınmadan ve gizlice oyuna başlanır. Oyunu yapacak kişiler gizlice dışarı çıkarlar, biri belinden yukarı soyunur ve palaska elinde koşarak gençlerin bulunduğu odaya girer, elinde ki palaskayı sağa sola vurarak “Herkes benim gibi olsun” diye bağırır. Toplulukta bulunanlar bir taraftan belden yukarı çıkarırken, palaskadan nasiplerini almamak için sağa sola doğru koşarlar. Herkesin belden yukarısını soyunduğu anda, dışarıda bekleyen ikinci kişi içeri girer ve “Herkes benim gibi olsun” diyerek çıplak olanlara vurmaya başlar. Çıplak olanlar palaskadan kurtulmak için acele giyinmeye çalışırlar ve herkes giyindiğinde oyun biter. .

Cirit : Gençlerin oynadıkları oyunları sayarken, onların büyük tutkusu ata yadigarı ciritten de bahsetmeden geçilmeyeceğine inanıyoruz, Ata sporlarımızdan biri olan cirit yıllardan beri, Bayburt’ta oynanmaktadır. Uzun zaman boyunca, geleneksel bir kimlik içerisinde kendi koydukları ve oluşturdukları kurallarla yapılan cirit oyunu, günümüzde kurulan Atlı Spor Kulüpleri vasıtasıyla Geleneksel Spor Dalları Federasyonuna bağlı Atlı Cirit Müsabaka Talimatı doğrultusunda yürütülmektedir.

Atlı cirit müsabakalarında her takım 7 asıl ve iki yedek atlı sporcudan oluşur. Oyuna en az 7 Atlı sporcu ile başlanır. Oyun 40 dakikalık iki devre halinde 80 dakika oynanır, 10 dakika devre arası verilir. Oyun esnasında Atlı oyuncu sayısı 5’den aşağıya düşerse o takım yenik sayılır.

Nizami 40xl20 metre ebatlarında ki düzenlenmiş taşsız az kumlu sahalarda oynanır, ciritçi elinde 110 cm uzunluğunda, oval başı 3 cm’ den arkaya doğru 2 cm olacak şekilde hazırlanmış ahşap sopa (Değnek ) kullanır. Değneği at üzerinde ki oyuncu rakip oyuncuya atar. Değneğin diğer at üzerinde ki rakip oyuncuya deymesi, rakip oyuncu tarafından tutulması, rakip oyuncunun arkadaşlarının değneği atan oyuncuya hamle yapması,ata kasten değnek vurulması, ciritçinin atına haşin davranması belirli puanlamayı gerektirir, sonunda en çok puan alan takım oyunu kazanır.

MAHALLİ KlYAFETLER

KADIN GİYSİSİ:

Başta : Eski Bayburtlu kadınlar başlarına “TEPELİK” takarlardı. Özellikle maddi durumu yerinde olan ailelerde bu tepelikler altınlarla süslenirdi. Yine kadınlar, başlarına çevresi “ÇIRNAKCA” tabir edilen oyalı pullu bir yazma diğer adıyla çit örterlerdi. Bunlar muhtelif renklerde olurdu.

Gövdede: içte köynek, onun üzerine işlik ve üç etek veya bindallı, alta şalvar giyerlerdi. Üç eteğin üzerine hırkaya benzer koyun yününden örme “DELME” diye tabir edilen bir giysi giyerlerdi. Üç etek elbisenin yakası açık olduğunda göğüsü ve iç çamaşırı örtmesi için bir önlük giyilirdi. Kumaştan yapılan bu önlük boyundan bağlanarak, delmenin altından göğüs üzerine kadar inerdi. Üç etek üzerine uç kısmı arkaya sarkık, bir üçgen teşkil eden, elde dokunmuş bir kuşak sarılırdı. Bu horasan kuşağı Keşmir veya Lahuri şalı olurdu. Ayrıca üç etek üzerinde peştamal da bağlanırdı.

Ayakta: Kadınlarda ayaklarına çank giyerlerdi. Ekonomik durumu iyi olanlar “KALLOŞ POTİN” giyerlerdi.

ERKEK GİYSİSİ:

Başta : Eskiden başlarına “KEÇE KÜLAH, FES EBANİYE” adı verilen bir başlık örten Bayburtlu erkekler daha sonra Cumhuriyetle beraber bu özelliklerini bırakmışlardır. Bugün halk oyunları ekiplerinde yer alan gençler başlan açık olarak oyunlarını sergilerler.

Gövdede : İçte köynek, üzerinde özel olarak yaptırılmış içlik giyilirdi. İçliğin üstünde kapaklı”GEZEKİ” (Çuha) bulunurdu. Bu kıyafetin üç cebi vardır, göğüs hizasında bir, altta yanlarda iki olmak üzere. Gezeki’yi bilhassa ekonomik durumu iyi olanlar giyerdi. Gezek’in düğmeleri süslü, kol ağızları ayrıca kaytanlı olurdu. Gençler bellerine Keşmir ve Trablus kuşak bağlardı. (Bu kuşaklar, geldiği yörenin adı ile anılır ancak Bayburt’ta da dokunurdu.) Kuşağın üzerinden bir kemer bağlanırdı. Bu da kuşak gibi koyun yününden dokunurdu. Yaşlılar horasan veya lahuri kuşak bağlar, üzerine silahlık takarlardı. Bu silahlık deriden yapılırdı..

Bayburt erkekleri gençlik çağlarında “GÜNGÖRMEZ” tabir edilen, yanlarında kaytanı, ön ve arkası bir olan ağlı parçaları topuğa kadar uzanan bir elbise giyerlerdi. Güngörmezin bir kısmı uçkurlu ve kaytansız olduğundan buna “ŞALVAR” da denirdi. Ayrıca Zıvga denilen topuktan dize kadar üç veya dört körüklü, boğumlu giyimler çok makbuldü. Bunların paçaları üç veya dört pannak kalınlığında kaytan işlemeli olurdu.

Ayakta:Yünden örülmüş çorap giyen Bayburtlu erkekler, çarık hasıl, çapula ve yerneni gibi kösele ve deriden yapılmış ayakkabı giyerlerdi.

EL SANATLARI

Bayburt’ta bugün devam eden en önemli el sanatları kilim, seccade ihram, taş ve bakır işçiliğidir. Özellikle kilim, seccade ve ihramın Bayburt’ta ayrı bir önemi vardır. Orta Asya’dan Anadolu’ya dalga dalga gelen Türk boyları Asyadan getirdikleri geleneksel dokuma sanatını aynen burada sürdürmüşler, yöreden elde edilen yünleri kendi yöntemleri ile tabii boyalarla boyamışlar ve bir renk cümbüşü, bir ahenk içerisinde dokuyup hizmete sunmuşlardır.

Evliya ÇELEBİ ‘nin l7.yüzyıl başlarında ki ziyaretinde Bayburt’tan bahsederken şehirdeki boya hanelerde boyanan yünlerden dokunan Kilim ve seccadelerin Avrupa’ya kadar gönderildiğinden bahsetmektedir. Yine Bayburtlu kadınların örtünmek amacıyla yünden özel olarak çeşitli renk ve motifte, ihram diye tabir edilen bir el sanatından bahsetmek gerekecektir.

İHRAM (Ehram)

Bayburt el sanatlarında ihram önemli bir yer tutar. Yörede İhram veya Ehram olarak tabir edilen, tamamen yünden ihram tezgahında dokunmak suretiyle hazırlanan ve Bayburt’ta bayanların örtünmek amacıyla kuIlandığı yerel bir giysidir. Eski bir Türk geleneği olan ihram dokunma sanatının tarihi Bayburt’ta eskilere dayanır. Ham maddesi Koyun yünü olan ihram genç kızların ve kadınların maharetli eIlerinde bir sanat eseri olarak şekil bulur ve dokunur. İhramda renk çok önemlidir. Genelde beyaz genç kızların, mor, boz orta yaştaki kadınların,mor-siyah ihram ise yaşlı kadınların tercih ettiği ihramlardır. 1,5X2 metre ebadında yapılan ihram için temizlenmiş yaklaşık 2.5 .kg. koyun yünü gereklidir. Günümüzde ihram olayı eskisi kadar fazla kuIlanılmadığı için asıl görevi olan örtünme yanında yatak örtüsü, modem ize edilmiş kadın giysileri (Yelek, heybe, şal, fular, v.s). kravat gibi gayelerle de kuIlanıImaktadır. İhram, renkleri yanında üzerlerinde bulunan desenlerle adlandırılır. Bunlar Arıdala ters kondu, Pirinç deni, Elma şeleği, Kar tanesi, Çark yıldızı, Uçan kuşlar, Gordo, Mercimekler ve Elifler v.b. gibi İhram hakkında daha geniş bilgi için www.ehram.org web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

İLDE YAPILAN FESTİVAL VE ANMA GÜNLERİ

•21 Şubat Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü olarak her yıl “Kurtuluş Haftası” şeklinde çeşitli spor ve kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır .
•İlimizde ilki 14-17 Temmuz 1995 tarihinde ulusal düzeyde yapılan “Bayburt Dede korkut Kültür-Sanat Şöleni” her yıl Temmuz ayının üçüncü haftasında tekrarlanmaktır. Şölen kapsamında: çeşitli kültürel ve sportif faaliyetlerin yanı sıra şölenin son günü yayla şenliği düzenlenmektedir.